PEKHU SEZA POLAR(ÜÇER)
Aileden aldığım bilgiler ile başka hiçbir yerde yayınlanmamış bir yazıdır. Çerkes Kadınları İttihat Teavün Cemiyeti kurucularından Pekhu Seza Üçer (Polar) Hanım efendi anısına yazılmıştır.
Büyük halam Seza Hanımefendi’ye saygılarımla.
Babası Wubıhların Pekhu ailesine mensup olan General Nazmi Paşa(Hacı), anneside Adıgelerin Daur ailesinden Melek Hanım’dır. Nazmi Paşa’nın diğer çocukları Vecihe,Zekiye Olgaçay,Abdullah Zeki Polar (Yazar), Prens Abdurrahman Polar (Çocukları Emine, Sait) ve Gülseren’dir.
Kendisini araştırmaya başladığımda açıkça söyleyebilirim ki aklımın köşesine dahi gelmeyecek isimler ve olaylar ile karşılaştım. Çerkes İttihat Cemiyet’inden Atatürk’e, Atatürk’ten Halk Partisine, Türkiye’nin ilk üniversite mezunlarından ilk Latin harfleri ile öğrenim gördürülen Çerkes okuluna, Kazım Taymaz’dan Lemi Cankat’a, Şimal-i Kafkas Cemiyeti’nden Nazmi Paşa’ya, Guaze’den Diyane‘ye , Halk Partisi kuruculuğundan 1924 ırkçı hareketlerine, dernek-okul kapatmalarından haksız tutuklamalara, milliyetçilik akımından Çerkes düşmanlığına kadar saymakla bitmeyecek bir tarih. Kısaca Çerkeslerin Türkiye ve Kurtuluş tarihindeki mevcudiyetlerinin ve yaşananların neredeyse tamamı önüme gelmişti.
Peki Seza hanım bunların neresindeydi, neler yapmıştı? Merak ettiğim buydu ve onunla bizim ailenin ne gibi bir bağı olduğu ise büyük amcamın hayatına bakınca ortaya çıktı. Rıza Daur zekası ve aktif mizacıyla köy çocukları arasında sivrilen biriydi. Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti’nin köy çocuklarının eğitimi üstlenen faaliyetleri kapsamında, dayı tarafını(büyük dedemiz) unutmayan Seza halamızın bizzat köye gelip Rıza amcamızı çocuk yaşta köyden alması ve ilerde kültürlü, başarılı bir mühendis ve bölge şefi olmasında ki rolü onu sevgiyle anmam için aslında yeterliydi. Amcamın Adigeliğini unutmadığı, yurt dışında da büyümüş ve yaşamış olmasına rağmen köyüne gelip gittiği ve Soyadı kanunu ile Adige soyadlarının yasaklandığı bir ortamda mücadele edip ailemizin tek “Daur” soy adını alan bireyi olduğu için(her ne kadar dedemizi ikna etmeyi başaramasa da) başta onu ve Seza Halamızı anmamak bizim için büyük ayıp olurdu.
ÇERKES KADINLARI TEAVÜN CEMİYETİ KURUCULARINDAN
İstanbul’da bulunan Çerkes hanımlar, sosyal, ulusal yaşantıda daha iyi bir yöne yönelmek ve birbirlerine her yönden yardımcı olmak, bu arada kültürel amaçları da ihmal etmemek kaygısı ile bir dernek kurmayı düşünmüşlerdi. Ünlü Tarihçi Met Çunatıko İzzet Paşa’nın önderliğinde, 1918 yılı, Eylül başlarında Beşiktaş, Akaretlerde, “Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti” adı altında bir dernek kurdular.
Kurucuları, idealist beş hanım Hayriye Melek Xunç, Makbule Berzek, Emine Reşit Zalique, Seza Polar(Üçer) ve Faika hanım. Hayriye melek Xunç Met Çunatıko İzzet Paşa ile evlendi. Emine hanım emekli General Reşit Paşa’nın hanımı. Seza Polar; General Nazmi Paşa’nın kızı (bir generalle evlendi, fakat eşinin erken ölümü nedeniyle çocuğu olmadı.) Makbule Hanım, milletvekili Mahzar Müfit Bey’in eşi. Faika Hanım da Mısırlı Çerkes İshak Paşa’nın eşi idiler.
KISA HAYAT HİKAYESİ
- Türkiye tarihinde üniversite mezunu “ilk” 4 kadından biri idi.
- Zamanın büyükleri ve yazarlarının deyimiyle gazeteler kendisinin güzelliğini överek “Taşra Güzeli”namıyla haber yaparlardı. O dönemlerde gazetelerde o güne dek kadın resmi basılmazdı. İlk gazetelerde basılan kadın resmi onun “Taşra Güzeli” adıyla basılan resmi olmuştur.
- General kocasının erken ölümü nedeniyle çocukları olmadı, bir daha da evlenmedi.
- Atatürk’ü evinde çok defa misafir etmişti. Atatürk’ün bu ziyaretlerinde kardeşi Gülseren’in çok iyi yaptığı Çerkes tavuğunu yediği ve çok beğendiği söylenir. Atatürk’ün ölümünden sonra ondan kalan hatıralarını ölene kadar sakladı. (Atatürk ve Halk partisi taraftarlığı saklamadığı bir şeydi.)
- Bülent Ecevit’e “Oğlum” diye hitap ederdi. Bülent Ecevit’te her İstanbul’a geldiğinde kendisini mutlaka ziyaret eder ve elini öperdi.
- Babası Wubıh olduğundan dolayı, Adige diline anadili oranında hakim olmasa da bilmekteydi.
- “Çerkes Numune Okulu” adıyla kurulan okulun müdürlüğünü ve hocalığını yaptı. Okulun diğer okullardan bir ayrılığı Türkiye’de ilk kez kız ve erkek öğrencilerin bir çatı altında birlikte ders görmeleri olmuştu. Ayrıca İslam dünyasında ilk kez olarak Latin harfleriyle yazı yazan bir Müslüman okulu idi. Okul müdürlüğüne Seza Polar-Pekhu (kaynaklarda yanlış olarak Çerkesce soyadı Pooh diye geçer), Başöğretmenliğe Lami Cankat getirildi. Seza hanım coğrafya dersini Türkçe, Lami Cankat dil derslerini ve Kafkas tarihi ile coğrafyasını Adigece olarak veriyor, öğretmen Himi Tsey’de Adige edebiyatı, şiirler ve ğıbzeler konusunda dersler veriyordu. Okulda Çerkes olanlar çoğunlukta, öğrenimin çoğu Çerkesce, Yazılar Çerkes Teavun Cemiyeti’nin kabul ettiği Latin harfli alfabe ileydi.
- Okulun tiyatro yeri ve sahnesi vardı. Bir dönem müdür Seza hanım’ın “Kafkas’a Doğru” adlı piyesi oynanmış ve çok beğeni toplamıştı.
- 1920 yılı 10 Mart’ında “Diyane-Tiyane”(annemiz) adında bir dergi çıkarttı. Baş yazarı Hayriye melek Xunç olan Çerkesce-Türkçe bir dergi idi. Met İzzet Paşa’nın, Harun Blenaw’ın, Lami Cankat’ın yazıları da yer alırdı dergide.
- 1923 yıllarında bir İngiliz gemisiyle Kafkasya’dan gelen Çerkesler İstanbul’a inmek istiyorlar ama gemi kaptanı izin vermiyordu. İstanbul’a vardıklarında kendilerini ziyaret eden Çerkes kadınları Cemiyeti yönetim kurulundan Seza Hanım Kaptanın “bunlara bakmayı taahhüt ediyoruz” diye istediği belgeyi imzalamış ve hemşeriler gemiden alınarak konağa yerleştirilmişler ve iş olanakları sağlanarak burada yıllarca yaşamalarını sağlamışlardır.
- Çerkeslerin azınlık olarak tanınmadığı Lozan antlaşmasından bir yıl sonra “Çerkes Teavün Cemiyeti” ile “İstanbul Çerkes Kadınları Cemiyeti” kapattırıldı.
- 5 Eylül 1923’te de Çerkes Örnek okulu da kapatıldı. Öğrenciler ana ve babalara teslim edilmek üzere gönderildi. Bu duruma çok üzülen Seza Hanım Mili Eğitim Müdürü Saffet Bey ile görüşürken, Saffet Bey, “şimdi yangın var, okuldan çok memnunuz, belki sonra açarız” diyerek Seza Hanımı avuttu.
- Birkaç gün sonra Seza Hanım tutuklanarak, İstanbul Polis Müdürlüğü’ne, daha sonra Ankara’ya gönderilerek gözaltına alınmış, birkaç ay sonra güçlükle yakasını kurtarmıştı.
- 23 Ağustos 1925 günü Seza Hanım’ın babası Emekli General Nazmi paşa ile General doktor İsa Ruhi paşa ve arkadaşları tutuklanmışlar, evleri basılmış, Nazmi Paşa’nın evindeki kitaplar, Şimali Kafkas Cemiyeti ile özel Okul’un bütün evrakı, kitapları çuvallara doldurulup, Ankara’ya götürülmüş ve serbest bırakılmalarına rağmen tüm evraklar ve kitaplar yakılmıştır.
- 1964-1980 yıllarında Kazım Taymaz, İstanbul’da Seza Üçer (Polar) Hanım ve başka hemşerileriyle birlikte oluşturdukları “Köy Çocuklarını Yükseltme Derneği” ve “Köy Çocuklarını Eğitme Derneği” bünyesindeki çalışmalarıyla, çoğunluğu Çerkes olan birçok gencin öğrenim görmesini sağlamaya devam etmişlerdi.
Çocuğu olmayan Seza Hanım 20.11.1990 tarihinde vefat etmiş, Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilmiştir. (Milliyet Gazetesi 21.11.1990, ölüm ilanı)
Allah onu ve diğer hayatını milletine hizmet için adamış değerli insanlarımızı nur içinde yatırsın.
Eksik konular olabileceğini bilmekle birlikte böyle bir geçmişe sahip kadınlarımız, değerlerimiz olduğunu bilmek kadar milletim adına gurur verici bir şey yok. Acaba o günler tekrar geri gelebilir mi? Her şey için artık geç mi kalındı? Sanmam. Geçmişimizde böyle örnekler oldukça, günümüz şartlarında bu gibi faaliyetleri yapamamak zor değildir. Bu yazıyı kendi adıma bir borcu ödemek için yazdım ancak, amacım kesinlikle bu değildi. Artık uyanmanın, dilimizi-tarihimizi korumanın, hakkımızı savunmanın zamanı gelmiştir.
Saygılarımla,
Soner Daur Kocsav
DUVARA TOSLAYAN IRKÇILIK-BAŞROLDE ATATÜRK
Türkiye’nin ilk Dünya güzeli olan Keriman Halis, 99 yaşında İstanbul’da vefat etti. Atatürk’ün Türk ırkının güzelliğini temsil ettiğini söylediği Halis, maalesef Türk ırkından değil bir Çerkes’ti.Çerkes ırkından olan Keriman Halis, baba tarafından Çerkeslerin Bıjnou sülalesine mensuptu.
Türk adının bir ırkı temsil etmediği palavrasına inananların ve bunu savunanların halet-i ruhuyelerini tasvir etmeye kelime bulmak oldukça güç olmasının yanında mantıklı bir gerekçe bulamıyoruz.Çünkü sürekli ırka/Türk ırkına atfen kelimeler eden zamanın temsilcileri ve çarpık anlayışı; normalde Türk ırkından olmayanları dikkate değer bulmamalıydı.En azından Türk ırkını öven birinin, buna örnek olarak gösterdiği kişinin Türk ırkından olması gerekirdi.
Oysa Atatürk ve Yahudi kırması tetikçilerin türkçülüğü günümüzde dahi hiçbir şekilde anlaşılamayan bir türkçülük ola gelmiştir.
Kan ve ırk üzerinden Türkçülük tasviri yapacak kadar Milliyetçi olan Atatürk’ün acaba Keriman Halis’in Çerkesliğinden haberi yokmuydu? Haberi olmadığını varsaysak bile, yanındaki 5 kişiden 4 ‘ünün başka ırktan olması yanında, dönemin ırken çok çeşitli olduğu bir ortamda böyle bir ihtimalin olmasına aldırmadan nasıl oluyorda şu sözleri söyleyebilmiştir?
“Türk ırkının necip (soylu) güzelliğinin daima korunduğunu gösteren dünya hakemlerinin bu Türk çocuğu üzerindeki hükümlerinden memnunuz. Fakat Keriman Ece, hepimiz işittiğimiz gibi söylemiştir ki, o, bütün Türk kızlarının en güzeli olduğu iddiasında değildir. Bu güzel Türk kızımız, ırkının kendi mevcudiyetinde tabii olarak tecelli ettirdiği güzelliğini dünyaya, dünya hakemlerinin tasdikiyle tanıttırmış olmakla elbette kendini memnun ve bahtiyar addetmekte haklıdır. Türk milleti, bu güzel çocuğunu şüphesiz samimiyetle tebrik eder. Cumhuriyet gazetesi bu meselede Türk ırkının diğer dünya milletleri içinde seçkin olan asil güzelliğini göstermek teşebbüsünü takip etmiş ve bunu dünya nazarında başarıyla sonuçlandırmıştır.”
Bu bildiride Türk adını Çerkes yapın ve bir daha okuyun.Türk ırkçılığının duvara tosladığı bir sahnedir ve bizzat Atatürk imzalıdır!
Atatürk konu hakkında böyle bir izahat yapma cürretini gösterirken, Cumhuriyet Gazetesi’de nedense ilginç bir başlık atarak olayı kamuoyu ile paylaşmıştır. “Türkiye Güzeli Keriman Halis Dünya Kraliçesi Oldu.” Ne kadar ilginç değil mi?
Aslında önemli olan şudur ki; o dönemde bile Çerkeslerin ırki, milli duygularının zayıf olma ihtimali bulunduğudur.Keriman Halis için bunu sölemek sanırım pek zor olmaz.Günümüzde de bu tipik bilinç erozyonuna uğramış nesillerin varlığı bize örnektir.Keriman Halis, kendi Çerkes ırkının kadına bakışı ve verdiği değer,özgürlük ölçüsünde yaşadığının farkında olmadan, Atatürk’ün Türk kadınları adına bir takım faaliyetlere girişmesi, ona saygı duymasına neden olmuştur.Çünkü, Keriman Halis bir Çerkes kadınıdır ve zamanın Türk kadını profili onun kültürel yaşantısına, milletinden aldığı modern yaşamın getirilerine ters gelmektedir.Türk kadınının da Atatürk eliyle Çerkes yaşantısına yakın bir hizaya gelmesine çalışılması, haliyle kendisinde ırken bir farklılık olduğu gerçeğini görmesine vesile olabilirdi.Fakat o, Çerkes olduğu için değil – zengin bir tüccar babanın kızı olduğu için modern ve rahat bir yaşam sürdüğünü zannetmektedir.Güzelliğinin ise Çerkesliğinden kaynaklandığını bilemeyecek kadar da dünyalı bir hayat sürmüştür.Bu nedenle milli bir şuura sahip olması beklenemezdi.Atatürk’ün Türk ırkına atfen söylediği sözlere rağmen kendisine şu sözleri söyleyebilmiş olmasının başka hiçbir mantıklı nedeni yoktur.Çerkes olarak değil de, bir Anadolu Türk kadını olarak doğsa idi aşağıdaki bu sözleri etmekte sonuna kadar haklı ve mantıklı olabilecekti!
“Bugün Paris sefaretimizde büyükelçiliğinde layık olmadığım kıymettar iltifatınızı gazetelerde gördüm.Meserretimden ağladım. Bu muvaffakıyyetim(başarım) sizin memleket kadınlığına telkin ettiğiniz fikirlerin eseridir. Tanrının sizi üzerimizden eksik etmemesi temenniyetini yad etmekteyim. İhtiramatımın kabulünü rica ederim efendim. Keriman Halis.”
Dönemin Türkçülerinin de bulunmaz nimet olarak gördükleri kesimde bunlardı.İlk zamanlar ırken Türklüğe atıfta bulunan zamanın fikir babaları ve Atatürk, yumuşamış bir türklük, yani türkleştirilen halkların Türklüğünü savunur hale geldiler.Sonraları çıkartılan soyadı kanunu gibi kanunlar ve yer,köy isimleri değişiklikleri bu anlayışın bir ürünüydü.İnsanları özünden koparmak, atalarından kalan milli değerlerin yok edilmesi ve ırken olmasa da ismen ve kültürel olarak Türkleştirmek siyaseti güdülüyor ve bunun olması için her türlü baskıya başvuruluyordu.
-Göçler ve sürgünler ile çoğunluğu Türklerin olduğu bölgeler oluşturmanın yanında köylere kadar inen okulları ile birlikte türkleştirme politikası gütme aynı amacın,anlayışın bir tezahürü idi.
Çerkeslerin bu konuda diğer halklara nazaran Türkleştirme politikasına çok fazla direnmedikleri söylenebilir olsa da, bu pek gerçekçi değildir.Çünkü Çerkesler kültürel olarak birçok dünya halkının henüz yeni yeni tanımaya başladığı modern ve demokratik dünya düzenine çok erken dönemlerde ve kendiliğinden ulaşabildiği için, bu onlar için bir avantaj değil dezavantaj olmuştur.
Rusya’da bağımsız bir halk olarak yaşadıkları dönemde, yönetildikleri Feodal düzene veya kendilerine has derebeyliğe başkaldırarak Fransız devriminin bir küçük örneğini aynı dönemde gerçekleştirmiş oldular(1790′lar).18.yüzyıl boyunca, özellikle 2.yarısında, Doğu-Orta Çerkesya topraklarında ayaklanmalar sürüp gitti. Halktan insanlar kaçıp pşı/Prens olmayan yerlere gidiyorlardı. Kısaca aristokrasiden kaçıp demokrasiye gidiyorlardı.Buda başsız devlet, otoritesi eksik ve haliyle erken bir demokratik toplum düzenine geçişe neden olmuştur.Bu durum dönemin Rus Çarlığı tarafından da yeri geldiğinde destekleniyordu.Bu nedenledir ki, feodal düzeni devam ettiren toplumların birlik olup güçlenmeleri,bir önder etrafında birleşmeleri yanında, Çerkesler ferdiyetçi anlayışın getirdiği sosyal yaşam nedeniyle hiçbir otoriteye boyun eğmeyen, bu nedenle tam anlamıyla birlik olamayan, milli şuuru gelişemeden çözülmeye uğramış bir halk durumuna gelmişlerdir.Tek bilinç altında yatan savunma refleksleri VATAN,TOPRAK,KÜLTÜR SAVUNMASIdır.
ÇERKES GİBİ YAŞAYAN TÜRKLER
Çerkesler bir imparatorluk, göçebe kültür taşıyıcısı değil- yerleşik kültür ve yönetim sistemine yüzyıllardır alışkın bir halk olduğundan bazı yönleri(kadına bakış,aile içi demokrasi,mütevazilik,ferdiyetçilik,üretkenlik,sanat,asalet anlayışı,soylu vahşilik ve aşırı gurur,kibir v.s.) Anadolu,Orta doğu halklarına nazaran üst seviyede olmasına rağmen, bir çok yönleride eksik kalmıştır.Sürgün edildikleri coğrafyalar da sahip oldukları daha çok insani,bireysel olan bu üst düzey özellikleri milli anlamda kendilerine pek fayda getirmediğinden, tam tersi eksik ve alışkın olmadıkları sistemler ve baskın,otoriter dini ve milli rejimler karşısında kişisel anlamda direnmenin artık çözüm olmadığına , Rus Yenilgisi ve vatanlarından sürülmelerine neden olan olaylar sayesinde kanaat getirmiş oldular.Bu nedenledir ki, o güne dek uğruna savaştıkları VATAN SAVUNMASI psikolojisi daha çok ağır basmaya başladı ve gittikleri topraklar da mevcut sistemin devamlılığı için cansiperane bir savaş verdiler.Başlarda Osmanlı Devleti’nin devamlılığı için , sonraları da yeni kurulan Türkiye Devleti’nin devamlılığı için savaştılar.(Diğer diaspora ülkelerinde devletin yanında oldukları gibi- Ürdün,İsrail,Suriye v.s.)
Evet, sonuçta hepsinin uğrunda savaşarak kurulmasına ön ayak oldukları bir devletleri olmuştu.Ancak kuruluşunda büyük fedakarlıklar gösterdikleri devletlerin rejimleri arasında ki farklılıklar nedeniyle ödün verdikleri şeyler birbirinden çok farklı idi.
Türkiye dışında ki diaspora ülkelerinde Çerkesler gözle görülür bir milli kimliğe ve karaktere sahipken; Türkiye’de yok olmaya yüz tutan dilleri ve farklılaşmaya başlamış karakteristik özellikleri ile dikkat çekiyorlar.
Ne acıdır ki, en büyük Çerkes nüfusuna sahip diaspora ülkesi de Türkiye’dir.(en az 3 milyon-Dünya Çerkes nüfusunun %’60)
Irken Türklüğe vurgu yapan siyasal rejimin , ırken Türk olmayan Türkleştirilmiş Çerkesleri Türklüğe hizmet ediyorlar.En Büyük Hizmetleri de , Çerkes olduklarını söylemeden Çerkes gibi Türk yaşamalarıdır.Aslında Çerkes gibi yaşarlar ama onlara Türk denir.
Çerkes gibi savaşırlar- Türkleri kahraman ederler.
Çerkes gibi sanatçıdırlar – Türkleri Dünyada temsil ederler
Çerkes gibi güreşirler – Türkleri Dünyada şampiyon yaparlar
Çerkes gibi yazarlar – Onlarca ünlü yazar,yönetmen,senarist,sanatçı çıkartırlar
Çerkes gibi güzellerdir – Dünyada Türk kadınının imajını güzelleştirirler
Sadece Çerkes gibidirler evet- Türklüğe hizmetleri bundan ibarettir.
Çerkesler başkalarına benzemeye başladığında/Tamamen Türkleştiklerinde , hizmet süreleri de dolmuş olacaktır inşallah!




