ÇERKES GÖRÜNÜMLÜ TÜRKLER, TAŞERON TÜRKÇÜLÜK

Çerkes görünümlü Türkçülük nasıl oluyor? (Bunun Laz,Kürt versiyonları da mevcuttur.)

Şimdilik sanal alem konusuna değinelim.

Sanal alemin rahatlığı ve gizliliği sayesinde amaçlarına ulaştıklarını zanneden bu tipler, çeşitli gazete ve site haberleri altında bir yorum yarışına giriyorlar.Site moderatörleri sayesinde de bu yorumlar kasıtlı olarak ve gerekli görüldüğünden anında onaylanıyor. Geçenlerde HaberTürk gazetesinin sitesinde Çerkesler hakkında yayınlanan bir haberin(1) altında yazan yorumları ve bu yorumların bazılarının NTV kanalında bir programda(2) da dillendirilmesi ile hedeflerine azda olsa ulaşmış oldular.

Sanıyorlar ki, bir insan(adı sanı belli olmayan,bilinmeyen) bir haberin altına ” Bende Çerkezim” diye başlayan bir yorum yaptığında o kişi hemen Çerkes olarak kabul edilebiliyor. Normalde böle anlaşılması gerekir, çünkü Çerkes olmayan biri neden kendisine “Ben de Çerkesim” desinki şeklinde düşünen çoktur.Ancak şunu unutuyorlar;

Eğer bu kişiler belli bir grubun elemanı, amaçları bir olan ve Çerkesleri istedikleri şekilde gösterme gibi bir amaçları olan kişiler ise durum değişiyor.Neden mi böyle diyorum? Ben anne ve babadan da soyu,sopu belli bir Çerkes olarak bu tiplerin Çerkes olup olmadıklarını sanal alemden dahi olsa anlayabiliyorum.Benim gibi birçok Çerkes’de bunu anlayabiliyorlar.

Çünkü Çerkesler ve kültürleri bazılarının sandığı gibi o kadar basit, temelsiz ve sıradan değildir.

1-Bir insanın kendine “Çerkes(Adıge)’im” demesi için önce bir Çerkes anne ve babadan doğması gerekir.(Bu o kişinin kimliğini belirler)
2-Bir insanın Çerkes olabilmesi için başta babasının Çerkes olması gerekir.(Her insan atasının soyunu temsil eder.)
3-Bir Çerkesin ben Çerkesim diyebilmesi için yüzyıllardır korunagelen ve her Çerkesin atasından yadigar bir sülale adı olması gerekir.   ( Soyadlarımız Türkleştirilmeden önce her Çerkesin bir aile adı vardı ve soyadı olarak kullanılıyordu.)

-Dolayısıyla babası Çerkes olmayan kişinin Çerkesce bir soyadı olamaz,sülale adı olamaz.
-Sen kimlerdensin diye sorulduğunda karşılığında vereceği cevap babasının soyu olacaktır.Bunun kafatasçılıkla bir alakası yoktur.Bu Çerkes kültürünün olmazsa olmaz,en önemli kurallarından biridir.(Aynı soydan kişiler evlenemezler gibi..)

Şimdi gelelim sanal alemde bazı platformlarda “Ben de Çerkes’im” diyenlerin rezilliğine.Bu tiplerin çoğunluğu ırken Türklüğü savunan bazı grupların adamıdır.Çerkeslik hakkında bizler kadar bilgili olmadıkları için yorumlarında bu noksanlığı hep gösterirler ve yakalanırlar.

- Çerkes değilde Çerkez olarak yazarlar bu adı.
- Sülale adın nedir denildiğinde biliyoruz soyumuzu,mührümüzü çok şükür gibi yuvarlak laflar ederler.
- Bazı az çok araştırmışlar da Kumukum,Çeçenim v.s. derler. Oysa bunlar Çerkeslikle alakalı değildir, sülale adıda değildir.Bunların Kafkaslı Türki halklardan veya Çerkes olmayan halklardan biri olduklarınıda bilmiyorlar.Bu halklar hiçbir zaman kendilerine Çerkes’iz dememişlerdir.Ama sanırım Türkiyede kendini Çerkes sayan böle insanlar mevcut.
- Daha çok araştıranlar da, orda burda gördükleri Çerkes sülale adlarını yazmaya kalkarlar.İnternetteki Çerkes sitelerini ve gruplarını çok ziyaret eder bunlar.Biz Çerkeslerde başkaları gibi olmadığımız için bile bile bu kişilerin ortamlarımızda konuşmalarına, söz söylemelerine karşı çıkmayız, laf anlatmaya kalkarız,tartışırız.Bu sayede de bizler hakkında birkaç bilgi kırıntısı elde ederler.

Tabi bunların dışında, bir taraftan kendisine Çerkeslik bulaşanlarda var.

-Sadece annesi Çerkesdir yada Çerkes akrabaları vardır.Ama Çerkesler hakkında karşı yorum yapmakta sorun görmezler.Çerkesleri yargılamaya kalkarlar, “bende Çerkes’im” bile derler.Olmadıkları söylendiğinde de bizleri ırkçılıkla suçlarlar.Çünkü ya babalarının soyundan memnun değiller, yada Çerkes olmak onlar için daha gurur verici gelmektedir. Sorulduğunda her ikisinden de gurur duyduklarını söylerler ama iş Çerkeslerin hak ve hukukuna geldiğinde, Türklükleri ağır basar ve birden Çerkeslere düşman olurlar.Ben mesela babası Çerkes olupta, bunlar kadar Çerkeslere karşı duran bir kesim görmedim.En aşırı Çerkes alehtarı kesimde bunlardan çıkar, çünkü Çerkesleri az çok tanıdıklarından kendilerini Anne soyları ile tanımlarlar.Ataları Çerkes olmadığı halde bizde onları genelde Çerkes sanırız.( birçok ünlü oluptamn ben Çerkes2im diyen ve Çerkeslerin taleplerine can hıraş karşı çıkanlar bu gruptandır.Çoğu da Abhaz-Çerkes kırması yada sadece Abhaz-Abaza kökenlidir.Ancak sonuçta bunlar asimile olmuş, ne Çerkeslikleri nede Abhazlıkları kalmamış tiplerdir.)

Bu gibi nedenlerden ötürü Çerkes halkına iktidar yanlısı,sadık,korkak ve silik bir kimlik imajı verilmeye çalışılmıştır.Diğer diaspora ülkelerinde de bu tip insanlar mevcuttur.Abhazlar da bu gibi konularda kullanılmaya müsait bir halktır.

- Sanıldığı gibi bu tipler çok azdır.Çerkeslerin dışarı kız verip,almaları bundan 20-30 yıl öncesini geçmemektedir.Çünkü Çerkesler hep içe kapanık yaşam sürmüşlerdir.Yaşadıkları topluma en iyi uyum sağlayan etnik grup tabiri tamamen uydurmadır.Çünkü  başkasının cemiyetinde, evinde Çerkeslik yapmazlar.Yabancıların olduğu yerde, misafir önünde kendi dillerini konuşmazlar bile.Bunu ayıp olarak görürlerdi.Bu nedenle Kültürlerini daha çok köylerinde, derneklerinde kapalı kapılar ardında yaşamayı seçmişlerdir.

Birde Çerkes kökenli olduğunu söyleyen bir kesim daha vardır ki; bunlar bu ülkede çok rahat olduğunu ve hiçbir ayrımcılığa uğramadığını söylemektedirler.

- Oysa bu kişiler Çerkeslik yapmadıkları için bir ayrımcılığa uğramadıklarını akıl edemiyorlar.Ne zaman “Çerkesler Türk değildir, biz farklı bir halkız” dersen- o zaman ayrımcılığın kralını görüyorsunuz.En hafif olarak bu ülkede Türk tanımının bir ırkı temsil etmediği palavrasını duyuyorsunuz.

1-Türk adı bir ırkı temsil etmiyorsa,neden bu ülkenin resmi dili olan Türkçe, ırken Türk olanların dili ile aynıdır?( bu sorun değildir ancak savunulan şey komik!)

2-Türk adı bir ırkı temsil etmiyorsa,neden cumhurbaşkanlığı forsu bile Göktürklerden itibaren kurulan sözde 16 Türk devletini temsil eden figürleri(yıldızlar) içermektedir?
3-Türk adı bir ırkı temsil etmiyor, tüm ülke vatandaşlarını kapsıyorsa; neden Ermeniler,Rumlar okul açıp dillerini öğretebiliyor, devlet desteği alıyorken biz Çerkesler bunu yapamıyoruz?

OSMANLI TEBASI ANADOLU HALKLARIYIZ BİZ!

Türk adının bir ırkı temsil ettiğini biz biliyoruz ve bundan hiçte gocunmuyoruz aslında.Bu ülkede Çerkesler,Kürtler olduğu gibi Türklerde vardır tabiki.

Osmanlı yıkıldıktan sonra bu halkların hepsi vatansız kaldılar,başsız kaldılar ve örgütlenerek,bir araya gelerek bir ülkenin kurulması için çalıştılar.Çerkesler bu konuda çaplarının üstünde bir direniş ve katkı sundular.Bunun yanında tersi direnişlerde gösterdiler, ayaklandılar, isyan ettiler. Bununda haklı gerekçeleri vardı.Çünkü dışlanmaya, kimlikleri üzerinden yargılanmaya başladılar.İktidar Yahudi ajanların, ırkçıların eline geçti ve taşeron bir Türkçülük iktidara gelmiş oldu.(3)Amaç Osmanlının dirilmesini engellemek, dindar anadolu topraklarının İslam coğrafyasıyla birliğini sona erdirmekti.Bu sayede Osmanlı sonrası İslam ülkelerinin
de yalnız ve korumasız,başsız kalmasını sağladılar.Bu amaçla ırkçılığı desteklediler, dindar Türk halkının uğradığı zulümlere bile karşı çıkmayan bir iktidar oluşturuldu.Buna karşı çıkanlar makamı ne olursa olsun tasfiye edildi, direnenler de Hain damgası yediler ve ülkeden sürüldüler.

Kendi soyundan olanlara acımayan bir otoritenin Türklüğünden şüphe etmek bir yana, Türk olmayanlara nasıl davranacağını sormaya gerek bile yoktur.Tek istisna nedense, Lozan’da da koruma altına alınan Müslüman olmayan halklar olmuştur.

Kısacası, bizler kendi kendimizi yemekten bu gibi sorunlara karşı duramıyoruz.Asıl sorunun kaynağı ortada iken, bu ülkenin birliğinden,güçlenmesinden ve islamcı cizgisinden korkan çevreler sayesinde halklar birbirine girmekte ve kasıtlı olarak buna çanak tutulmaktadır.Aşırı Türkçülüğü savunarak ayrımcılığı körüklüyorlar ve Kürtlerin aşırı refleks göstermelerine neden olup, buna da destek veriyorlar.Çünkü amaçları zaten budur.İktidar ne kadar ırkçı olursa, bu ülkede Türk olmayanlarda o kadar ırkçı olacaktır.Türk olmayan halklar ne kadar görmezden gelinirse, o derece kendilerini göstermek için çalışacaklardır.TÜRK ırkı bu şekilde kullanılıyor bu ülkede.Hiçbir Türk evladı buna izin vermemelidir.Aynı şekilde İslamcı Türklüğüde destek vermemelidir.Bu da aynı anlayışın bir başka versiyonu olup, dış güçlerin bir projesidir.

EN ÖNEMLİSİ;
-BU ÜLKE İNSANI NE KADAR CAHİL BIRAKILIRSA, YABANCI GÜÇLER O KADAR KOLAY AT KOŞTURABİLECEKLERDİR.(Neden cahil bırakılmıştır bu halk?)
-BU ÜLKE İNSANI NE KADAR TARİHİNDEN Bİ HABER OLURSA, O KADAR KOLAY YÖNLENDİRİLEBİLECEKTİR.(Tarih anlayışı ne halde ortada?)
-BU ÜLKE İNSANI NE KADAR FAKİR BIRAKILIRSA , O KADAR KOLAY KULLANILABİLECEKTİR. (İşsiz oranı ortada)
-BU ÜLKE İNSANI NE KADAR DİNSİZ,İNANÇSIZ BIRAKILIRSA, O KADAR KOLAY YOZLAŞTIRILABİLECEK VE ÖZÜNDEN KOPARILACAKTIR.(Laiklik dinde özgürlük şeklinde değil,İslamın etkisinin zayıflatılması amacıyla kullanılmaktadır.Başörtüsü sorunu v.s.)

Mesela bir kısım Kürtlere cahil diyen ve dış güçlerin onları kullandıklarını söyleyenlerde aynı cahilliğin içindedirler. Onlarda aynı güçlerin amaçlarına hizmet eden okumuş kişilerdir.

“Unutmayın! Dış güçler fakir fukarayı,cahili kandırabileceği gibi, zengin ve eğitimli kişileri de eğer eğitim sistemi ve yasalar kendi istedikleri gibi işliyorsa daha kolay kandırabilmektedirler.”

Şimdilik bu kadar!

Saygılarımla

POLONYA’DAKİ ÇERKESLER : BEŞ DAĞDAN GELEN BEŞ PRENS

Son Polonyalı Çerkes Marcin Kruszynski’nin 1998′de yazdığı bir makaledir.İlk olarak Amjad Jaimoukha tarafından yayına hazırlandı.

Terek-Kuban nehirleri ve Kafkas dağları arasındaki Çerkesya topraklarından Beş Prens Polonya’ya gelmişlerdi.

Bu prenslerin Kafkaslardan geldikleri bölgeye, Rusça’da Beş Dağlar anlamında Piatyjhorje, Tatar dilinde beş  tepeden oluşan, Beschtan/Beschtau dağına atıfta bulunularak, Beschtan/Beschtau/Beşdağ denilirdi. Bu dağdan, batıya ve doğuya uzanan bu topraklara ise esas olarak, üzerinde –Doğu Çerkesler’i – Kabardeyler ve yakın ilişkide oldukları Besleneyler  yaşadığı için Kabarda ismi veriliyordu.

15. ve 16. yüzyılda bağımsız bir ülke haline geldikten sonra Ruslar bu bölgeye Cherkassy, Polonya-Litvanyalılar ise Petyhorcy adını verdiler. Sınırlarının bir ucu Kırım Tatarlarına, diğer ucu Temruk(Chemquey?) kabilelerine kadar ulaşıyordu.

Ayrıca Kabarda bağımsız olmasına rağmen, Kırım Tatarlarıyla yakın ilişki içindeydi. Kabardey savaşçıları sık sık komşularına savaşlarda yardım ederlerdi.

1555-1560 yıllarında ise Kabarda, Rusya’nın hakimiyeti altına girdi.

1556 yılında, Ukrayna Prensi Dymitro Wisniowiecki ( 100 yıl sonra Polonya’nın kralı haline gelecek olan Michal-Korybuth Wisniowiecki’nin büyükbabası) Polonya’yı (Polonya, Ukrayna, Belarus ve Litvanya bu dönemde tek bir ülke konumundaydı) terk etmiş ve Kırım Tatarları’yla savaşmak için Rusya’ya gelmişti.

Komutası altındaki Kazak ordusu ile pek çok başarılar kazandı. Kendisi de her şeyden önce Kazak’tı ve aynı zamanda Zaporozha Kazaklarının da kurucusuydu.  Çar Korkunç İvan,  onu Kabarda’nın valisi olarak atadı. Prens Dymitro ve Kazakları yıllarca Kabarda’da kaldılar ve burayı iyi-hoşgörülü bir biçimde yöneterek ,  pek çok Çerkes savaşçısını kendi taraflarına çektiler.

1561 yılında Çar İvan, Polonya’ya saldırmaya karar verdiğinde, Prens Dymitro için Rusya’da kalmak zorlaştı ve ülkesini savunmak için Ukrayna’ya geri döndü. Onun bu hareketi  Çar İvan’ı sinirlendirmiş ve hatta ona karşı duyduğu öfkeyi şu şekilde ifade etmiştir; “Dymitro bize bir köpek olarak geldi ve bir köpek olarak bizi terk etti.”  Daha sonra 1563 yılında Prens Dymitro Wisniowiecki Moldova’da ele geçirilir ve İstanbul’a gönderilir. İstanbul’da da Tatarlara karşı yaptığı saldırılardan ötürü suçlanarak idam edilir.

Birkaç ay sonra, Dymitro Wisniowiecki ile dostça ilişkilerde bulunmuş ve Kabarda’daki Rus egemenliğine karşı olan bir grup Çerkes Prensi, kendi Çerkes savaşçılarından oluşan bir grubu yardım için Polonya’ya gönderirler. Bu prensler, Çar tarafından gıyabında ölüm cezasına çarptırılırlar. Ağustos 1561′de Polonya Kralı, ülkesine gelmek isteyen tüm Petyhorcy savaşçılarına, kendilerini kabul edeceğini, “Demir Mektuplar” (Kralın Kitabında yazdığı üzere) ile bildirir.

Bunun üzerine, 1562′de beş Kabardey Prensi, Rus hakimiyeti altındaki Kafkasya’daki evlerini terk ederek, aileleri ve savaşçılarıyla birlikte (Polonya’lı tarihçilerin iddia ettiklerine göre 300 civarında savaşçı) Polonya’ya kaçarlar. Polonya kralı onları çok memnun edecek şekilde büyük bir şerefle ve hediyelerle karşılar. 

Bu Çerkes prenslerin isimleri ise şöyleydi;

-Kassim Kambulatowicz (Czerkaski).[i]

-Gawrila Kambulatowicz (Czerkaski).

-Onyszko/Aleksander Kudadek (Czerkaski), çok ünlü Batı Çerkesya prensi Sibok/Wasyl Konsaukowicz’in oğlu.

- Solgien Szymkowicz (Czerkaski). Szymek Temruk’un oğlu.

- Temruk Szymkowicz (Czerkaski). Szymek Temruk’un oğlu. Aynı zamanda Sibok ile akrabaydı ve onun klanının (sülalesinin) bir üyesiydi.

Korkunç İvan, çok yetenekli savaşçıları düşmanı Polonya’ya kaptırdığını fark eder ve bu onu daha da öfkelendirir.

Prensleri tekrar kazanmak için Aleksiej Klobukov’u elçi olarak Polonya’ya gönderir, fakat Çerkes Prensleri (Polonyalıların deyişiyle Petyhorcy prensleri) elçiye karşı soğuk davranırlar.

Çerkes göçmenlerin pek çoğu Ortodoks Hristiyan’dı, bazıları ise hala Pagan inanışına mensuptu. Savaşçıların soyundan gelenler daha sonra, Ukrayna Ortodokslarına katıldılar ve üst sınıfta olanlar ise Polonya Katolikliği’ne geçti.

Prens Solgien ve Prens Temruk, Polonya Ordusundaki özel Petyhorcy/Kazak birlikleri kumandanlığına getirildiler.

Bir Çerkes kumandanının en üstün yeteneklerini sergileyen ise kahramanlığı hakkında pek çok belge bulunan Temruk oldu.

Örneğin; 13 Nisan 1572′de güçlü bir Türk ordusu, Moldova’daki, Polonya kuvvetlerine saldırdığında, tüm Polonyalı askerleri panik içerisinde savaş alanını terk ederken, Prens Temruk ve Çerkes savaşçıları, Polonya’lı askerleri tekrar toparlanıp, Türkleri durdurmak için gelene kadar savaş alanını terk etmeyerek, savaşmışlardır.

Temruk’un bu üstün başarıları ödülsüz kalmadı. Polonya meclisi (Sejm) ve Kral, onu, Polonya aristokrat sınıfında bir mevki olan, Indygenat Polski soyluluk nişanıyla ödüllendirdi. Ayrıca kendisine Litvanya, Kiev ve Podoli, Ukrayna’da büyük malikaneler verildi.

Zamanla beş Çerkes prens gittikçe güçlendi ve zenginleşti. Hepsi Ukrayna’nın Podolie bölgesine yerleştiler.(Ukrayna Kharkiv Oblastı içinde bir bölge-S.Daur)

Her yıl, yeni Çerkes savaşçılar, özel Petyhorcy/Kazak birliklerine katılmak için Polonya’ya geldi. Birkaç yıl sonra bu özel birlik Polonya ordusunun önemli bir parçası haline geldi, taa ki 1795′te Polonya, Rusya, Prusya ve Avusturya tarafından işgal edilip, parçalanana kadar.

Bu bölükleri kuran Çerkes prenslerin ölmesinin ve Polonya’nın bağımsızlığını kaybetmesinin ardından, Çerkesler’in sayısı giderek azaldı, onların yerini Polonyalı, Ukraynalı ve Tatar askerler aldı. Ancak, bu birlikler gelenekleri, silahları ve taktikleri başta olmak üzere Çerkes görünüşünü ve özelliklerini muhafaza ettiler.

Günümüzde, Polonyalı tarihçiler, beş Prensin, Polonya Ordusunun gelişiminde gösterdikleri olağanüstü çabayı kabul etmektedirler.

Çerkes prenslerin soyları, Polonya toplumunun içerisinde asimile oldu. Fakat mizaçlarını, özellikle can düşmanları Ruslara karşı savaşma arzularını korudular. Ruslar, Ukrayna’yı işgal ettiklerinde ise Polonya’lı Çerkesler herşeylerini kaybettiler.


Çevirmenin yorumu: Açıkçası Czerkaski’nin bu Prenslerin soyadı olduğunu  düşünüyorum. İnternette ise bir araştırma yaptığınızda karşınıza bu soyadına sahip Polonyalı pek çok kişi çıkıyor.  Kim bilir belki de bu kişiler, o prenslerin soyundan gelen asimile olmuş Çerkesler’dir.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.